Depresyon Ve Biz

psikoloji

Kelime anlamı olarak umutsuzluk ve karamsarlığın güçlenmesi biçiminde belirtilen ruhsal bozukluk olarak ifade edilebilir. Yaşanılan depresyonun derecesi çok önemlidir. Hafif bir depresyon psikoterapi bilişsel davranışçı terapi gibi psikolojik tedavilere yanıt vermektedir. Fakat daha ağır yaşanmakta olan depresyon da hem ilaç hem de psikoterapi desteğine ihtiyaç duyulur. Depresyon bir duygu durum bozukluğudur. Bu durum birçok belirtinin bir araya gelmesi ile oraya çıkabilir. Anksiyete bozuklukları, boşanma, ebeveyn kaybı, madde veya alkol kullanımı, daha önce yaşanmış depresyon, kişilik yapısı, çocukluk travmaları, ekonomik sorunlar, hormonal değişiklikler bunlardan bazılarıdır.
Kadınlar depresyonu erkeklere oranla daha fazla yaşamaktadırlar. Ayrıca kadınlar da hamilelik dönemi doğum gibi biyolojik ve psikolojik olarak depresyona neden olabilecek özellikler vardır.
Çocukluk döneminde de depresyon gözlemlenebilir. Çocuklarda görülen depresyon belirtileri yetişkinlerde görülen depresyon neden ve belirtilerinden farklı olabilir. Örneğin çocuk depresyon sonucunda okul problemleri yaşayabilir anne babayı kaybetme korkusu yaşayabilir bu ve benzeri problemlere karşı ebeveynler dikkatli olmalıdır. Eğer çocukluk dönemi depresyonu tedavi edilmezse bu durum ileriki yaşlarda da devamlılık gösterebilir.

Depresyonun nedenleri nelerdir

Depresyonun birçok nedeni olabilir. Bunlar biyolojik genetik ve psikososyal olabilir. Çocukluk dönemi yaşanılan travmalar ile devam eden bir süreç de olabilir yetişkinlik sürecinde yaşanılan sorunlar sonucu da oluşabilir. Bazı nedenleri yazacak olursak;
Yaşanılan ayrılıklar
Hastalıklar
Çevrenin olumsuz etkileri
Aile içi sorunlar
Yoğun anksiyete
Korkular
Stresli bir yaşam

Depresyonu azaltmanın bazı yolları

İnsanlar ile olan iletişiminizi arttırın
Bir hedefiniz olsun amaçsız yaşamayın
Kendinizi mutlu etmeye çalışın
Sağlıklı yaşayın
Spor yapın
Bir şeyler yazın
Başkaları için değil kendiniz için yaşayın
Aileniz ile daha fazla vakit geçirin
Geçmişe veya geleceğe odaklı yaşamayın
Şimdiki zamanı yaşayın
Olumlu düşünün
Negatif olana değil pozitif olana odaklanın

Eğer depresyonda olduğunuzu düşünüyorsanız ve bu durum sizi çok zorluyorsa lütfen profesyonel destek almaktan çekinmeyin.

Psikolog Aile Danışmanı
Arzu Koçaklı

Çocuklarda Okul Fobisi

psikoloji

Okul fobisi, çocukların okuldan korku duyarak gitmek istememesi ile ortaya çıkan aslında olan bir tür ebeveynlerden ayrılma kaygısıdır. Çocuk anne ve babasının yanından gidince ortaya çıkan kaygı sebebiyle büyük zorluklar yaşayarak okula gidebilir. Okul da derslerine konsantre olamaz arkadaşları ve öğretmeni ile verimli zaman geçiremez.

Çocuklarda oluşan okul fobisinin ortaya çıkması her yaş grubunda olabilir özellikle de okula ilk defa başlayan ve de liseye yeni geçiş yapan çocuklar da sıklıkla görülebilir. Bu kaygılı olma durumu sonucunda çocuklarda psikolojik sorunlar nedeni ile fizyolojik sorunlar da görülebilir. Karın ağrısı, mide bulanması, ağlama ve yoğun kaygı duyabilirler. Aşırı kaygılı çocuklarda ayrılma kaygısı, sosyal fobi, depresyon gibi rahatsızlıklar görülebilmektedir.

Kaygılı çocuklar, okulda bulundukları sırada kendinin veya ailesinin başına kötü bir şey gelmesinden endişe duyarlar. Yeni kardeşin doğması, bir yakınının kaybı gibi durumlarda oluşabilmektedir. Özellikle de anne baba arasında yaşanan sorunlar babanın anneye şiddet uygulaması gibi durumlar da çocuk annenin yanında kalmak isteyebilir. Aile içi ölüm hastalık ekonomik sorunlar da kaygıların sebebi olabilir. Ev ortamının çok rahat olması da çocuğun okula gitmeme isteği duymasına sebep olabilir.

Okul Fobisinin Belirtileri
Ayrılık kaygısı yaşarlar
Uykusuzluk
Gergin olması
Mutsuz olması
Fizyolojik etkiler görülebilir (karın ağrısı, mide bulantısı)
Endişeli olurlar

Okul Fobisi Olan Çocuğa Nasıl Yaklaşılmalı
Okul fobisinin derecelerine göre çocuğun okula gitmeye alışması sağlanmalıdır.
Çocuk okula gitmek istemiyorsa onu anlayışlı ve sabırlı bir yaklaşım ile okula gitmeye ikna edilmeli.
Öğretmenlerin bu konuda çocuğa yardımcı olması gerekliyse aile ile iş birliği içerisinde olmalıdır.
Çocuğa okul ortamının güvenli olduğu yalnız olmadığı arkadaşları ve öğretmeninin daima yanında olduğu anlatılmalıdır.
Dikkat eksikliği, hiperaktivitesi olan çocuklarda da okul fobisi daha sık görülmekte bu nedenle aile ve öğretmenler çok dikkatli olmalıdır.
Okul günlerinde 1 saat bile olsa çocuk her gün okula gitmelidir bu şekilde devam edilmeli ve okulda kalış süresi zamanla uzatılmalıdır.

Eğer anne ve baba çocuklarının okula gitme fobisine kendileri çözüm bulamıyorsa vakit kaybetmeden bir uzmandan yardım almaları gerekmektedir. Bu şekilde daha doğru bir yaklaşım ile sorunu sağlıklı bir şekilde çözümlerler.

Psikolog Aile Danışmanı
Arzu Koçaklı

Çocuklara Ders Çalışma Alışkanlığı Kazandırmak

psikoloji

Ders çalışma sorunu çocuğun tüm eğitim öğretim hayatı boyunca ortaya çıkabilen bir problemdir. Ders çalışmak birçok çocuğa göre oldukça sıkıcı ve sevilmeyen bir faaliyet gibi gelir. Bu nedenle onlara eğlenceli gelmeyen bu faaliyetten kaçabilirler. Ders çalışmanın faydalı ve gerekli olduğunu bildikleri halde gereğini yapmaz çoğu öğrenci.

Öğrenciler uzun yıllar sonrası için koyulan hedefler doğrultusunda ders çalışmayı gereksiz ve sıkıcı görebilirler. Yakın zaman da edinebilecekleri kazanımlar onların ilgisini daha çok çeker. Bu nedenle uzun soluklu hedeflerden kaçınabilirler. Onlarla konuşulmalı ve gelecek hedefleri oluşturulmalıdır. Bu şekilde önlerinde bulunan büyük sınavlar için çalışmanın neden önemli olduğunu anlayabilirler.

Anne ve babaların baskıdan kaçınması gerekir çocuklarının kaldıramayacağı hedefleri onlara yüklememeleri gereklidir. Bu konuda bilinçli ve sabırlı olmaları gerekmektedir. Burada önemli olan çocuğa düzenli ders çalışma alışkanlığını kazandırmak ise çocuk günde 15 dakika da olsa ders çalışmalıdır. Bu şekilde çalışabildiğini bunun gözünde büyüttüğü kadar korkutucu sıkıcı olmadığını anlayacaktır.

Peki bunları önlemek için neler yapılabilir?

Motivasyon oldukça önemli bir başlangıç olacaktır. Çocuğun motivasyonu yüksek ise amaçlarını bilerek planlı ders çalışır.

En önemli adımlardan birisi çocuğa başarılı olabileceğini göstermektir. Ders çalışma problemi yaşayan çocuklara başarılı olacağı inandırılmalıdır.

Çocuğa ders çalışması için belli bir süre belirlenmeli ve bu süre kısa tutulmalıdır. Amaç çocuğun ders çalışmak istemediğinde bile kısa bir süre için ders çalışarak bu faaliyetini her gün tekrarlamasını sağlamaktır.

Çocuk kazandığı bu davranış sonucunda ufak ödüller ile teşvik edilebilir. Tabi ki çocuk bu alışkanlığı kazandığı zaman ödüllendirmeler azaltılarak kesilir.

Başarı gösteren çocuğa kendi başarısı ile gurur duymasını ve bunun mutluluğunu yaşamadı gerektiği anlatılır.

Ders çalışmak çocuğa sorumluluk duygusunu da öğreteceği için onun davranışsal gelişimini de olumlu yönde etkileyecektir. Bu nedenle sabırla çocuklarımıza ders çalışma alışkanlığı kazandırmalıyız.

Psikolog Aile Danışmanı
Arzu Koçaklı

Stresle Başa Çıkabilirsiniz

psikoloji

Stres üzerimizde hissettiğimiz baskı gerginlik ve kaygılı olma durumudur. Bildiğimiz gibi günlük yaşamın bir parçası olmakla birlikte her zaman çok kötü bir durum değildir. Eğer stres düzeyiniz hafif derecede ise bu sizin hayatınızda bir takım olumlu gelişmelere yol açabilir. Sizi harekete geçirebilir ve hedeflerinizi gerçekleştirmeniz için tetikleyici bir unsur olabilir. Her insan stresin kaynağının farklı bir nedeni olduğuna inanır örneğin okul, iş ve aile gibi oysaki bu etkenler tek başına stres için kaynak değildir. Burada ki asıl önemli nokta bizim çevremizde ki bu etkenleri algılayış şeklimiz ve içsel tepkilerimizdir. Açıkçası stres için tek neden olaylar değil bizim onlar ile etkileşimimiz de çok önemlidir. 

Stresli Olduğumuzu Gösteren Bazı Belirtiler

  1. Endişe 
  2. Kaygı ve korku hissetmek
  3. Karamsar düşünceler
  4. Nedensiz ağlamak
  5. Aşırı uyku hali veya uykusuzluk
  6. Aşırı yemek yeme veya iştahsızlık
  7. Sigara alkol ya da ilaç kullanımında artış
  8. Sinirli ya da kontrolsüzlük duygusu
  9. Ellerin terlemesi
  10. Konsantrasyon güçlüğü
  11. Unutkanlık 

Stres İle Başa Çıkma 

Stresinizi asıl tetikleyen durumları belirledikten sonra bazı durumların kontrol edilebilir bazı durumların ise kontrolünüz dışında kaldığını kabullenmeniz gerektiğini göreceksiniz. Değiştirilebilir stres kaynakları ile başa çıkmak için probleme odaklı bir çözüm yolu izleyebiliriz. Değiştirilmesi pek mümkün olmayan durumlar karşısında ise o duruma gösterilen duygu ve tepkiler üzerinde çalışmak gerekir. Önemli olan duyguları kontrol etmek ve değiştirmektir.

Kontrol Edilebilir Durumlar İçin Uygulamanız Gereken Yöntemler 

  1. Yardımcı olabilecek kişilerden bilgi almak 
  2. Sorunların çözümü için bilgi almak
  3. Herhangi bir işiniz için planlı ve düzenli olmanız
  4. Stresi tetikleyen durumlardan kaçınmak
  5. Stres yaratan kişi ile yüzleşmek
  6. Kendiniz ile olumlu telkinlerde bulunmak 

Kontrol Edilemeyen Durumlar İçin Uygulamanız Gereken Yöntemler

  1. Keyifli etkinliklerde bulunmak 
  2. Fiziksel etkinlik yapmak 
  3. Sosyal destek
  4. Derin nefes egzersizleri yapmak
  5. Size acı veren durumlardan kaçınmak 
  6. Zihinsel dinginlik 
  7. Olaylara iyi tarafından bakabilmek 
  8. Kendi durumunuzun diğer insanlar ile olumlu karşılaştırmasını yapmak

Kendimizi ne kadar iyi tanırsak kendimize faydamız o kadar çok olacaktır. Stres kaynağımızı tanırsak çözüme ulaşmak daha rahat olacaktır. Önemli olan değiştirebileceğimiz durumları elimizden geldiğince iyileştirmek kabullenmemiz gerekenlere ise destek almak ve biraz da sabır diyebilirim. 

Arzu Koçaklı

Aile İçi Kavga Ve Çocuk

psikoloji

Aile içinde yaşanan kavga ve tartışmalar çocukları olumsuz şekilde etkiler. Özellikle küçük yaştaki çocuklar anne baba tartışmalarına çok fazla tanık oluyorsa aileyi kaybetme ortada kalma korkusu yaşarlar. Ayrıca çocukların büyük çoğunluğu kavgaya kendilerinin sebep olduğunu düşünerek suçluluk hissetmektedir. Çocuklar anne ve babayı model alarak öğrenirler örneğin sevgi öfke kızgınlık hoşgörü bunlardan bazılarıdır. Anne babayı taklit edebilirler ve bu durum onlar üzerinde olumsuz etkilerde bırakabilir. Sürekli kavga eden aile bireyleri çocuklarına öfkeli olmamayı ve hoşgörülü olmayı öğretemez. Kavga ve hakaretler ile ayrıca  anne baba ayrılması endişesi ile büyüyen çocuğun ruh sağlığı olumsuz yönde etkilenir. Çocuk kavga ortamından uzaklaştırmış olsa dahi gürültülü bir tartışmayı çocuğun duymamasına imkan yoktur. Bu tartışmalar bebeklik döneminden ergenlik dönemine kadar her yaşta ki çocuğu etkiler. Ev içerisinde kavgasız bir ortamda büyüyen çocuklar insanlara güvenebilme, başkasını sevme ve kendi başına yetileri istenilen düzeyde gelişim gösterir. Fakat kavganın eksik olmadığı ortamda büyüyen çocuklarda gözlemlenen bir çok sorun vardır. Okul başarısızlıkları, davranışsal sorunlar,kavgacı ve uyumsuz bir çocukluk görülebilir. Ani şekilde gelişen içe kapanma, uyku sorunları, anne baba yanında uyuma isteği, korku, alt ıslatma, tedirginlik ve kaygılar sonucu depresyona dahi sürükleyebilir. Ayrıca bu durum ileriki yaşamlarını olumsuz etkileyebilir. Yetişkinlik dönemlerinde bazı kişilik bozuklukları gözükebilir. Saldırgan ve öfkeli davranışlar, evden kaçma, yalan söyleme, aile bireyleri ile bağların kopması ve başarısız evlilikler yapmasına neden olabilir.

Ebeveynler nelere dikkat etmeli ?

Anne ve baba çocuğun önünde kavga etmemelidir

Aile içinde ki bu tartışmalara boşanma ayrılma terk etme ifadeleri ve öldürme intihar etme gibi tehditlerinde kullanılmaması gerekir. Bu ifadelerin sıkça kullanılması çocuğun aile içinde ki en ufak tartışmalarda bile büyük kaygılar yaşamasına neden olur. Kavgada çocuğa asla hakemlik rolu verilmemelidir. Çocuğu yanına çekmemeli ve taraf tutması için ona baskı yapılmamalıdır. Ebeveynler öfkelerini çocuğa yansıtmamalı ve onları azarlamamalıdır. Bu kavgalar ile birlikte diğer aile büyükleri taraf tutmamalı ve en önemlisi çocuğa anne veya babasını kötülememelidir. Bu durum çocuğun anne ve babasına karşı iyice soğumasına neden olacaktır. Bu soğuma çocuğun aile ortamında bulamadığı mutluluğu başka yerlerde aramasına neden olabilir. Özellikle babanın anneye fiziksel şiddet uygulaması çocukta hem korkuya yol açar hem de babaya büyük bir öfke duymasına neden olur.

Lütfen yetişkin bireyler olarak çocukların ruh sağlığına önem verelim ve huzurlu ortamlarda mutlu çocuklar yetiştirelim.

Arzu Koçaklı

Olumlu Düşünmeli

psikoloji

Olumsuz bakış açıları yüzünden hayatlarını olumsuz yaşıyor insanlar. Hepimiz aynı dünyada benzer sorunları yaşayarak deneyimliyoruz hayatı. Bunları kendi değerlendirme sistemimizden geçirerek yaşadıklarımıza yönelik yargılara varıyoruz. Elbette ki bu işleyiş bu değerlendirme süreci herkes de ayrı işliyor. Değerlendirme dediğimiz zaman en çok pozitif ve negatif düşünme çoğunluktadır. İki ayrı insan aynı olaya çok farklı tepkiler verebilir. Bilmemiz gereken ise bizi mutsuz kılan şeyin yaşadığımız olaylara olumlu ya da olumsuz anlamlar yüklememizden kaynaklandığıdır. Duygularınızı kontrol edemezsiniz ama onları oluşturan düşünceleri kontrol edebilirsiniz. Herkesin kontrol edebildiği tek kişi yalnızca kendisidir.

 Bir gün sizi sinirlendiren bir olay başka bir gün sizi tepkisiz bırakabilir bu da değişenin siz olduğunu göstermektedir. Aynı olayı farklı biçimde algılıyor ve yargılıyorsunuz değerlendirme kriterleriniz değişmiş demektir. Neye üzülüp neye sevineceğinizi seçecek olan sizsiniz. Çevremizde ki herkesi değiştirmek mümkün değildir. İnsanları değiştirmek için harcanan zamanı kendinizi değiştirmeye yöneltmek en doğrusudur.

Olumsuz düşünceler olumsuz duyguları tetikler olumlu düşünceler olumlu duygulara ev sahipliği yapar. Pozitif bir hayat geçirmeniz dileğiyle.

OLUMLU DÜŞÜNMEK İÇİN YAPILABİLECEKLER

  • Kendinizi sevin
  • Olumlu düşünün
  • Ufak şeyleri dert etmeyin
  • Kusursuz olamayacağınızı kabullenin
  • İçinde bulunduğunuz anı yaşamayı öğrenin
  • Herkese tanımadıklarınız da dahi gülümseyerek merhaba deyin
  • Spor yapın
  • Erken uyanın
  • Daha fazlası daha iyidir diye düşünmekten vazgeçin
  • Kendinizi ve başkalarını suçlamayı bırakın
  • Her gün kendinize biraz zaman ayırın
  • Unutmayın hayat bir günü iki defa yaşayamayacak kadar kısadır
  • Dua edin
  • Şükredin

Arzu Koçaklı

Ekonominin Psikolojik Etkileri

psikoloji

İnsan psikolojisi çok geniş ve karmaşık olabilen bir kavramdır. Bizler birçok dış uyarana karşı iç dünyamızda farklı psikolojik durumları barındırabiliriz. Kişinin iç dünyasında çocukluk yıllarından itibaren varlığını koruyan kırılgan veya daha güçlü bir ruh hali bulunabilir. Önceliği aile içerisinde olmak üzere çevre ve yaşam koşulları doğrultusunda şekillenen kişilik ve karakter yapımız, her birey için yaşama tutunabilmesi adına hayati derecede önem taşır. Edinilmiş olan doğru, eksik veya yanlış gelişim süreci ile dış uyaranlara verdiğimiz tepkiler kimi zaman ılımlı ve uyumlu kimi zaman ise hırçın ve depresif tepkileri gün yüzüne çıkarabilmektedir.

İnsanın ilk öğrendiği şeylerden biri olan hayatta kalabilme dürtüsü ile açlık isteğinin algılanması ve karnının doyurulmasıdır. Bu temel ihtiyacın önemini her geçen gün daha çok fark ederek büyüyen insan, elbette ki bir yetişkin olduğu vakit bunun bilincinde ve değerinin farkında olacaktır. Toplumun alışılmış olan olmazsa olmaz temel gıdalarına rahatlıkla ulaşabildiği problemsiz bir süreçten, ulaşamadığı bir sürece geçiş yapması onlar adına açlık ve birçok sağlık problemleri ile karşı karşıya kalabilme bilincini doğurabilir. Böyle durumlar da en çok devletler tarafından insanların öncelikle psikolojik olarak rahatlamaları ve elbette ki gözle görülür çözümler ile devlete ve topluma olan güvenleri tazelenmelidir. Böylelikle oluşması muhtemel olan panik ortamı uzaklaştırıp daha sakin ve olumlu gelişmeler çerçevesinde ilerleyen toplum normları oluşturulabilir. Muhtemel tüm devletler halkları için her zaman daha iyisini karşılamayı hedefler fakat dünya düzeni içerisinde oluşabilecek ekonomik sıkıntıların ülkelerin sıkıntılı süreçleri yaşamasına sebebiyet verebilir. Toprak savaşları, güçlü olabilme tutkusu, yanlış yönetim gösteren devlet iç siyasetleri, sıkı denetimlerin olmadığı kamu kuruluşları yolsuzlukları ve benzeri problemler de ekonomiyi büyük oranda olumsuz etkileyebilir. Fakat yaşanılan her olumsuzluğun mutlak bir kalıcılık göstermesi diye bir kural yoktur. Toplumun ayrışmadan birlik ve beraberlik içerisinde bulunarak ilerlemesi. Tabi ki yine en önemli olan devletin sağlıklı ekonomik politikaları izleyerek her geçen günü ise çok daha iyi değerlendirerek sıkıntılı süreçten uzaklaşması olacaktır. Halkına güven veren devletler daima güçlü ve birliğini koruyan yapısını devam ettirir.

İnsanların psikolojik açıdan huzurlu ve sağlıklı bir ortamda bulunmaları onların refah içerisinde yaşaması ile doğru orantılıdır. Elbette ki her insanın çok varlıklı ve alım gücünün aşırı yüksek olması beklenemez. BU oldukça masalsı bir bakış açısı olacaktır. Ancak ekonomik düzene göre belirli ölçüde bir maddi gelir ile yaşamsal döngüsünü sorunsuz sürdürebilen her insan mutlu olabilir. Tatmin duygusunu ve toplumdan farklılaştırılmamış hissiyatını algıladığı vakit yaşadığı topluma ve yönetime daha sağlıklı bakabilecektir. Aşırı yoksulluğun ve aşırı zenginliğin oluştuğu yeni dünya düzeninde toplumlar da iç problemlerin, psikolojik sıkıntıların ve çatışmaların oluşması olası bir problemdir. Bu durumlara dikkatle yaklaşılmalı ayrıca açlık ve yoksulluk sınırının mümkün olduğunca iyileştirilmesi gerekmektedir. Elbette ki bu durumda devletlere yani yönetimlere büyük işler düşmektedir. Bilinçli olmak, ileriyi görebilmek ve konuların uzmanları ile ilerleyebilmek temel noktalardır. Bu gibi iyileştirmeler sonucunda yönetimlerin yaşanılan ekonomik sorunlarını daha fazla yıpranmalar oluşmadan aşabilmesi büyük olasılıktır.

En değerli varlık olan insanın kendi değerini bilmesi ve yaşama sıkıca tutunması dileğiyle.

Arzu Koçaklı