AİLE İÇİ KAVGA VE ÇOCUK

Aile içinde yaşanan kavga ve tartışmalar çocukları olumsuz şekilde etkiler. Özellikle küçük yaştaki çocuklar anne baba tartışmalarına çok fazla tanık oluyorsa aileyi kaybetme ortada kalma korkusu yaşarlar. Ayrıca çocukların büyük çoğunluğu kavgaya kendilerinin sebep olduğunu düşünerek suçluluk hissetmektedir. Çocuklar anne ve babayı model alarak öğrenirler örneğin sevgi öfke kızgınlık hoşgörü bunlardan bazılarıdır. Anne babayı taklit edebilirler ve bu durum onlar üzerinde olumsuz etkilerde bırakabilir. Sürekli kavga eden aile bireyleri çocuklarına öfkeli olmamayı ve hoşgörülü olmayı öğretemez. Kavga ve hakaretler ile ayrıca  anne baba ayrılması endişesi ile büyüyen çocuğun ruh sağlığı olumsuz yönde etkilenir. Çocuk kavga ortamından uzaklaştırmış olsa dahi gürültülü bir tartışmayı çocuğun duymamasına imkan yoktur. Bu tartışmalar bebeklik döneminden ergenlik dönemine kadar her yaşta ki çocuğu etkiler. Ev içerisinde kavgasız bir ortamda büyüyen çocuklar insanlara güvenebilme, başkasını sevme ve kendi başına yetileri istenilen düzeyde gelişim gösterir. Fakat kavganın eksik olmadığı ortamda büyüyen çocuklarda gözlemlenen bir çok sorun vardır. Okul başarısızlıkları, davranışsal sorunlar,kavgacı ve uyumsuz bir çocukluk görülebilir. Ani şekilde gelişen içe kapanma, uyku sorunları, anne baba yanında uyuma isteği, korku, alt ıslatma, tedirginlik ve kaygılar sonucu depresyona dahi sürükleyebilir. Ayrıca bu durum ileriki yaşamlarını olumsuz etkileyebilir. Yetişkinlik dönemlerinde bazı kişilik bozuklukları gözükebilir. Saldırgan ve öfkeli davranışlar, evden kaçma, yalan söyleme, aile bireyleri ile bağların kopması ve başarısız evlilikler yapmasına neden olabilir.

Ebeveynler nelere dikkat etmeli ?

Anne ve baba çocuğun önünde kavga etmemelidir

Aile içinde ki bu tartışmalara boşanma ayrılma terk etme ifadeleri ve öldürme intihar etme gibi tehditlerinde kullanılmaması gerekir. Bu ifadelerin sıkça kullanılması çocuğun aile içinde ki en ufak tartışmalarda bile büyük kaygılar yaşamasına neden olur. Kavgada çocuğa asla hakemlik rolu verilmemelidir. Çocuğu yanına çekmemeli ve taraf tutması için ona baskı yapılmamalıdır. Ebeveynler öfkelerini çocuğa yansıtmamalı ve onları azarlamamalıdır. Bu kavgalar ile birlikte diğer aile büyükleri taraf tutmamalı ve en önemlisi çocuğa anne veya babasını kötülememelidir. Bu durum çocuğun anne ve babasına karşı iyice soğumasına neden olacaktır. Bu soğuma çocuğun aile ortamında bulamadığı mutluluğu başka yerlerde aramasına neden olabilir. Özellikle babanın anneye fiziksel şiddet uygulaması çocukta hem korkuya yol açar hem de babaya büyük bir öfke duymasına neden olur.

Lütfen yetişkin bireyler olarak çocukların ruh sağlığına önem verelim ve huzurlu ortamlarda mutlu çocuklar yetiştirelim.

Arzu Koçaklı

OLUMLU DÜŞÜNMEK

Olumsuz bakış açıları yüzünden hayatlarını olumsuz yaşıyor insanlar. Hepimiz aynı dünyada benzer sorunları yaşayarak deneyimliyoruz hayatı. Bunları kendi değerlendirme sistemimizden geçirerek yaşadıklarımıza yönelik yargılara varıyoruz. Elbette ki bu işleyiş bu değerlendirme süreci herkes de ayrı işliyor. Değerlendirme dediğimiz zaman en çok pozitif ve negatif düşünme çoğunluktadır. İki ayrı insan aynı olaya çok farklı tepkiler verebilir. Bilmemiz gereken ise bizi mutsuz kılan şeyin yaşadığımız olaylara olumlu ya da olumsuz anlamlar yüklememizden kaynaklandığıdır. Duygularınızı kontrol edemezsiniz ama onları oluşturan düşünceleri kontrol edebilirsiniz. Herkesin kontrol edebildiği tek kişi yalnızca kendisidir.

 Bir gün sizi sinirlendiren bir olay başka bir gün sizi tepkisiz bırakabilir bu da değişenin siz olduğunu göstermektedir. Aynı olayı farklı biçimde algılıyor ve yargılıyorsunuz değerlendirme kriterleriniz değişmiş demektir. Neye üzülüp neye sevineceğinizi seçecek olan sizsiniz. Çevremizde ki herkesi değiştirmek mümkün değildir. İnsanları değiştirmek için harcanan zamanı kendinizi değiştirmeye yöneltmek en doğrusudur.

Olumsuz düşünceler olumsuz duyguları tetikler olumlu düşünceler olumlu duygulara ev sahipliği yapar. Pozitif bir hayat geçirmeniz dileğiyle.

OLUMLU DÜŞÜNMEK İÇİN YAPILABİLECEKLER

  • Kendinizi sevin
  • Olumlu düşünün
  • Ufak şeyleri dert etmeyin
  • Kusursuz olamayacağınızı kabullenin
  • İçinde bulunduğunuz anı yaşamayı öğrenin
  • Herkese tanımadıklarınız da dahi gülümseyerek merhaba deyin
  • Spor yapın
  • Erken uyanın
  • Daha fazlası daha iyidir diye düşünmekten vazgeçin
  • Kendinizi ve başkalarını suçlamayı bırakın
  • Her gün kendinize biraz zaman ayırın
  • Unutmayın hayat bir günü iki defa yaşayamayacak kadar kısadır
  • Dua edin
  • Şükredin

Arzu Koçaklı

EKONOMİK PROBLEMLERİN PSİKOLOJİMİZE ETKİSİ

İnsan psikolojisi çok geniş ve karmaşık olabilen bir kavramdır. Bizler birçok dış uyarana karşı iç dünyamızda farklı psikolojik durumları barındırabiliriz. Kişinin iç dünyasında çocukluk yıllarından itibaren varlığını koruyan kırılgan veya daha güçlü bir ruh hali bulunabilir. Önceliği aile içerisinde olmak üzere çevre ve yaşam koşulları doğrultusunda şekillenen kişilik ve karakter yapımız, her birey için yaşama tutunabilmesi adına hayati derecede önem taşır. Edinilmiş olan doğru, eksik veya yanlış gelişim süreci ile dış uyaranlara verdiğimiz tepkiler kimi zaman ılımlı ve uyumlu kimi zaman ise hırçın ve depresif tepkileri gün yüzüne çıkarabilmektedir.

İnsanın ilk öğrendiği şeylerden biri olan hayatta kalabilme dürtüsü ile açlık isteğinin algılanması ve karnının doyurulmasıdır. Bu temel ihtiyacın önemini her geçen gün daha çok fark ederek büyüyen insan, elbette ki bir yetişkin olduğu vakit bunun bilincinde ve değerinin farkında olacaktır. Toplumun alışılmış olan olmazsa olmaz temel gıdalarına rahatlıkla ulaşabildiği problemsiz bir süreçten, ulaşamadığı bir sürece geçiş yapması onlar adına açlık ve birçok sağlık problemleri ile karşı karşıya kalabilme bilincini doğurabilir. Böyle durumlar da en çok devletler tarafından insanların öncelikle psikolojik olarak rahatlamaları ve elbette ki gözle görülür çözümler ile devlete ve topluma olan güvenleri tazelenmelidir. Böylelikle oluşması muhtemel olan panik ortamı uzaklaştırıp daha sakin ve olumlu gelişmeler çerçevesinde ilerleyen toplum normları oluşturulabilir. Muhtemel tüm devletler halkları için her zaman daha iyisini karşılamayı hedefler fakat dünya düzeni içerisinde oluşabilecek ekonomik sıkıntıların ülkelerin sıkıntılı süreçleri yaşamasına sebebiyet verebilir. Toprak savaşları, güçlü olabilme tutkusu, yanlış yönetim gösteren devlet iç siyasetleri, sıkı denetimlerin olmadığı kamu kuruluşları yolsuzlukları ve benzeri problemler de ekonomiyi büyük oranda olumsuz etkileyebilir. Fakat yaşanılan her olumsuzluğun mutlak bir kalıcılık göstermesi diye bir kural yoktur. Toplumun ayrışmadan birlik ve beraberlik içerisinde bulunarak ilerlemesi. Tabi ki yine en önemli olan devletin sağlıklı ekonomik politikaları izleyerek her geçen günü ise çok daha iyi değerlendirerek sıkıntılı süreçten uzaklaşması olacaktır. Halkına güven veren devletler daima güçlü ve birliğini koruyan yapısını devam ettirir.

İnsanların psikolojik açıdan huzurlu ve sağlıklı bir ortamda bulunmaları onların refah içerisinde yaşaması ile doğru orantılıdır. Elbette ki her insanın çok varlıklı ve alım gücünün aşırı yüksek olması beklenemez. BU oldukça masalsı bir bakış açısı olacaktır. Ancak ekonomik düzene göre belirli ölçüde bir maddi gelir ile yaşamsal döngüsünü sorunsuz sürdürebilen her insan mutlu olabilir. Tatmin duygusunu ve toplumdan farklılaştırılmamış hissiyatını algıladığı vakit yaşadığı topluma ve yönetime daha sağlıklı bakabilecektir. Aşırı yoksulluğun ve aşırı zenginliğin oluştuğu yeni dünya düzeninde toplumlar da iç problemlerin, psikolojik sıkıntıların ve çatışmaların oluşması olası bir problemdir. Bu durumlara dikkatle yaklaşılmalı ayrıca açlık ve yoksulluk sınırının mümkün olduğunca iyileştirilmesi gerekmektedir. Elbette ki bu durumda devletlere yani yönetimlere büyük işler düşmektedir. Bilinçli olmak, ileriyi görebilmek ve konuların uzmanları ile ilerleyebilmek temel noktalardır. Bu gibi iyileştirmeler sonucunda yönetimlerin yaşanılan ekonomik sorunlarını daha fazla yıpranmalar oluşmadan aşabilmesi büyük olasılıktır.

En değerli varlık olan insanın kendi değerini bilmesi ve yaşama sıkıca tutunması dileğiyle.

Arzu Koçaklı

BİR ÇOCUK BİR KADIN

Tanrının dokunduğu her şeyde kendisinden bir parça olduğunu duymuştum. Peki ya biz kadınları yaratırken, bize bıraktığı o muhteşemlikleri ve benzersizlikleri görebiliyor musunuz? Peki ya biz kadınlar bu evrenin içerisinde ki önemimizi ve değerimizi biliyor muyuz?

Yaşadığımız yüzyıl içerisinde halen arka plana iteklenmiş kadınların varlığı oldukça üzücü ve büyük bir kayıp. Birçok nedenden ötürü meydana gelen bu yaklaşımlar, toplumun en küçük ve değerli yapı taşı olan aile olmak üzere bütünüyle bir milletin geleceğini dahi kaçınılmaz bir biçimde olumsuz yönde etkilemektedir. İnsan değerlidir ve bir başka insanın karşısında ki bu beşeri varlığın değerini bilmeyişi haksızlıkların, ayrışma ve kopuklukların temelini oluşturabilir.

Peki kimler neden ve nasıl oluyor da kadını ön sıralardan alıp en arka sıralara atıyor?

Sanıldığı gibi bu zihniyet, sadece erkeklerin kadınlar üzerinde uyguladığı bir soyutlamanın çabası değil, daha derinlikli ve ürkütücü başka temel yaklaşımların ortaya çıkartmış olduğu çürümüş, kokmuş ve zehirli bir meyvedir.

Ailenin önemi yani anne ve babanın insana, kadına ve yaşam haklarına karşı tutumları çok önemlidir. Dünyamıza merhaba diyebilmiş her bir çocuğun sağlıklı düşünceler ve davranışlar üretebilmesi için ebeveynlerin rolü çok büyüktür. Ortalama sıfır-altı yaş arası her insanın kişilik gelişiminin büyük bir bölümünün tamamlandığı yıllarıdır. Çoğunlukla bu yaş gurubunda bulunan çocuklar anne, baba veya herhangi bir başka yetişkin tarafından yetiştirilmektedir. Bakış açımızı ilk olarak çocuktan ziyade çocuğa eşlik eden yetişkinler üzerine getirecek olursak, ortaya çok basit fakat hayati derecede önemli bir sorumluluk çıkıyor.

Annenin eğitimli, bilinçli oluşu son derece değerlidir. Bir anne hem kız çocuğunu, hem de erkek çocuğunu dünyaya getiren ve diğer yetişkinlerden daha uzun süre çocuk ile vakit geçiren kişidir. Annenin henüz küçük bir kız çocuğu olduğu yıllarda, onu yetiştiren kişilerin kendisine bir kız çocuğu olduğu için daha az değerli olduğu öğretilmiş ise işte bu büyük bir problemdir. Bu problem o küçük kız çocuğunun bundan sonra ki hayatının bir çok evresinde acımasızca zihninin bir köşesinde onunla birlikte yaşayacak ve onun da bu doğrultuda yaklaşımlar göstermesine sebep olacaktır.

Bir çok insan çocuk yetiştirmenin kolay olduğunu veya çocuklarına zaten uyguladıkları baskıcı davranışlar ile onları büyütebildiklerini sanmaktadırlar. Yalnız unutulan en önemli şey her çocuk elmas kadar değerlidir, ilgi ve özen gösterilmeyi bekleyen eşsiz bir varlıktır. Bunları düşünerek dünyamıza çocuk getirmeyi planlayan ailelerin çoğalmasını ummaktan başka bir şey dileyemiyorum.

Yetişkin kişi çocuğa öncelikle sevgi aşılamalı kendisini, insanları ve diğer tüm canlıları ayrıca yaşamın kendisini de sevebilmesi gerektiğini öğretmelidir.

Kız çocuklarını okutun, kız çocuklarına onların ne kadar değerli olduklarını ve erkek kardeşlerinden herhangi bir farkları olmadığını hissettirin. Bu büyük adımı atarak sizlerin de gelecek nesillerinizin heba olmasını engelleyebilir, kadına daha da önemlisi bir insana verilmesi gereken değeri öğrenebilmeleri için fırsat vermiş olursunuz. Ayrıca erkek çocuğa da kız çocuklarının değerini, elbette ki bir erkek çocuk olarak onun da varlığının öneminin çocuğa sevgi dolu bir dil ile aktarılması gerekmektedir. İyi derece de gelişmiş, birlik içerisinde ve zihnen daha sağlıklı bireylerin yaşam sürdüğü bir toplum için eğitimin, çağdaşlığın ve cinsiyetlere karşı eşit bakış açısının önemini unutmamalıyız bu doğrultuda yaşamalı ve yaşatmalıyız.

Kadındır kadını da erkeği de yetiştiren,

Daha fazla kadınlar uyanmalı ve aydınlanmalıdır,

Yoksa nasıl görür de nasıl gösteririz önümüzde beliren o ışıklı yolları..

Arzu Koçaklı