Haftalık Planlayıcı

Sizler için oluşturmuş olduğum haftalık planlayıcı dosyasını indirebilir ister bilgisayarınızda, isterseniz de çıktısını alarak elinizin altında bulundurabilirsiniz.

Proğramlı hareket etmek sizi daha motive edecek ve hedeflerinize ulaşmanız konusunda öncülük edecektir. Planlayıcı ve benzeri paylaşımların devamı gelecektir. İyi çalışmalar dilerim.

Psikolog Aile Danışmanı

Arzu Koçaklı

Kaygıyı (Anksiyete) Önlemek

Kaygı kişinin korku veya tehdit edici bir duruma karşı verdiği bedensel ve ruhsal tepkidir. Kaygı bozuklukları ise çok sık gördüğümüz ruhsal bir rahatsızlıktır. Birçok kişi hayatının bir döneminde anksiyete yaşamış olabilir. Bazen kaygılı olmak çok normaldir. Fakat kaygı bozukluğu süreklilik gösteren kaygı duygularından oluşur bu nedenle kişinin günlük işlerini aile ve sosyal yaşamını etkileyebilir.

Yaşadığınız kaygılar sizi sürekli meşgul ediyor yaşamınızı aksatıyor ve fizyolojik sonuçlar doğuruyorsa kaygı bozukluğunuz var demektir. Eğer korktuğunuz durumlardan kaçmaktaysanız ve durum tekrarlıyorsa dikkat edilmelidir.

Duygusal ve Fizyolojik Belirtileri

Korku huzursuzluk endişe çaresizlik hissi ve panik olma durumu duygusal belirtileridir

Çarpıntı kan basıncında değişiklik terleme boğulma hissi nefes darlığı kusma ishal ve bayılma hissi ise fizyolojik belirtileridir

Kaygıyı Önlemek İçin Yapılacaklar

Hayat tarzımızı değiştirebiliriz düzenli sağlıklı bir hayat ile sürekli yaşanan stresten uzak durarak kaygıyı önleyebiliriz

Fiziksel egzersiz spor yapmak işe yarayan yöntemlerden birisidir

Davranış tedavisi uzmanlar eşliğinde kaygı duyulan durumun üzerine gidilerek yapılan çalışmalardır. Bu şekilde bir tedavi ile kaygı önlenebilir.

Anksiyete ilaçları kullanılabilir. Psikiyatrist tedavisi sonrası antidepresanlardan yardım alınabilir. Eğer bu süreç içerisine psikolog eşliğinde bir terapi ile destek verilecek olursa iyileşme daha doğru ve kesin olabilir.

Unutmayalım davranış ve düşüncelerimiz değişirse kaygı ve stresimiz de oldukça azalacaktır.

Psikolog Aile Danışmanı

Arzu Koçaklı

Sosyal Fobi

Sosyal fobiyi tanımlamak gerekirse sosyal durumlardan rahatsızlık duyma sosyal ortamlardan kaçınma olarak ifade edilebilir. Çevrelerinde ki insanlardan kendi davranışlarından ötürü olumsuz yargıları olacağını düşünürler. Genellikle rahatsız oldukları ortamlardan kaçınırlar. Eğer uzak duramamışlarsa oldukça kaygılı ve çekingen hissederler. Sosyal fobi yaşayan kişinin yaşadığı bu durum onun yaşamında birçok soruna neden olabilir. Örneğin arkadaşlık ilişkilerini geliştirmekte güçlük çekerler. Sosyal eğlencelere katılmazlar ve karşı cins ile ilişkilerinde güçlük yaşarlar. Eğer sosyal fobi sorunu çözülemez ise bu kişiyi ileride depresif ve mutsuz kılabilir.

Sosyal Fobi Neden Oluşur

Birçok nedeni olabileceği gibi bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum

Geçmişte yaşanılan utanç duyma aşağılanma ve mahcup olma hisler nedeni ile oluşabilir. Kişide bu yaşadığı olayların tekrarlayacağı korkusu vardır.

Sosyal ortamlar ile ilgili sürekli olumsuz düşünceler taşıyabilirler. Örneğin: kesin rezil olacağım, kimse beni beğenmeyecek, herkes kaygılı olduğumu anlayacak gibi düşünceler olabilir.

Sosyal ilişkilerde gerekli beceriyi öğrenememiş kişilerde sosyal fobi olabilir.

Duyulan kaygı hissi sosyal olmayı engelleyebilir.

Sosyal Fobiden Kurtulmak

Korkularınıza neden olan düşünceleri değiştirmek büyük bir ilerleme sağlar.

Olumsuzu düşünmemeli olumluya odaklanmalıyız.

Gevşeme yöntemlerini deneyebiliriz. Bunlar derin derin nefesler almak, olumlu cümleler ile kendimizi telkin etmek olabilir.

Ayrıca bir uzmandan yardım alarak sosyal fobiden kurtulabilirsiniz.

Unutmayın sosyal fobi günümüzde en çok görülen psikolojik sorunlardan birisidir. Her yaş grubunda ortaya çıkabileceği gibi daha çok da kadınlarda gözlenmektedir. Eğer sosyal fobiniz var ve bu durum sizin günlük yaşamınızı etkiliyor ayrıca sizi depresif yapıyorsa yardım almanız faydalı olacaktır.

Psikolog Aile Danışmanı

Arzu Koçaklı

Panik Atak Rahatsızlığı

Panik atak aniden herhangi bir yerde ortaya çıkan şiddetli korku ve endişe nöbetidir. Panik atak özellikle ölüm korkusu yaşatan bir nöbettir. Herhangi olumsuz sarsıcı bir olay yaşanmadığı halde beklenmedik bir biçimde ortaya çıkabilir.

Başlıca Sebepleri;

Elbette ki nedenleri kişiden kişiye farklılık gösterebilir

Bazı fiziksel rahatsızlıklar da neden olabilir örneğin şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kan şekeri düşmesi vb

Bunların yanı sıra kişinin öncesinde yaşamış olduğu travmatik olaylar ve stresli bir yaşam da panik atağa sebebiyet verebilir

Elbette ki ruhsal sorunlar en çok etki eden faktör olmaktadır

Belirtileri;

Kalp çarpıntısı kalp atışlarını hissetmek

Terleme titreme

Nefes darlığı boğulma hissi

Göğüs ağrısı sıkıntı hissi

Bulantı ya da karın ağrısı

Baş dönmesi bayılacak gibi olma

Ölüm korkusu vb.

İnsan Hayatını Nasıl Etkiliyor

Panik atak yaşayan kişiler hastanelerin acil servislerine çok sık gitmektedirler bu da kişileri duygusal ve maddi açıdan yıpratmaktadır. Günlük yapılacak işlerini aksatabilir çevreleri ile problem yaşayabilirler. Panik atak nedeniyle birçok doktora gidip çözüm arayan birçok insan vardır. Tetkikler yapılıp herhangi bir neden bulunamadığında çevresindekiler tarafından ‘ bir şeyin yok ‘ denilerek anlaşılmamaktadırlar. Bu durum kişiyi ruhsal olarak zorlar ve daha çok stres yaşamasına sebebiyet verir.

Panik Atak Tedavisi Nasıl Yapılır

Panik atak tedavisi mümkün olan bir rahatsızlıktır. Tedavi sürecinde etkili bulunan ilaçların kullanımı faydalı olacaktır. Bunun için bir psikiyatristten destek almak uygun olacaktır. Bazı durumlar da tedavi sonrası kişinin panik atak rahatsızlığı tekrarlayabilir. Bu nedenle ilaç tedavisi yanı sıra bir psikolog eşliğinde tedaviye destek verilmelidir. Herhangi fiziksel bir rahatsızlığın panik atak belirtilerine yol açıp açmadığına bakılmalıdır. Tedavi de en önemli noktalardan birisi de stres kontrolünün sağlanması olacaktır. Günümüzün en yaygın psikolojik rahatsızlıklarından birisi olan panik bozukluk dikkate alınmalı ve tedavisi sağlanmalıdır aksi takdirde kişi ağır bir depresyona sürüklenebilir.

Psikolog Aile Danışmanı

Arzu Koçaklı

Eyvah Çocuğum Yalan Söylüyor

Yalan doğru kabul edilmeyen şeyleri söylemektir. Maalesef bir nedenle yalan söyleyen birçok çocuk vardır. Biz çocuğun yaşına bakmalı ona göre duruma müdahale etmeliyiz. Eğer çocuk beş yaş altında ise bu durum aldatma amacı göstermemektedir. Çocukların neden yalan söylediğine odaklanmak yerine neden yalana başvurduğunu anlamamız gerekiyor. Eğer çocuk aile içinde yeterli sevgiyi alamaz ise bu durum da çocuğu ilgi çekme isteğiyle yalana itebilir. 

Çok sık yalan söyleyen çocukların aile içi ortamına bakıldığında huzursuz ve mutsuz yapıda oldukları görülmektedir. Eğer aile üyelerinden birisi yalan söylüyorsa çocuk da elbette ki onu görerek yalan söyleyecektir. Örneğin evinizin kapısı çaldığında çocuğunuza ‘kapıya gelen teyzeye annem evde yok de ‘’ derseniz siz çocuğunuzu yalan söylemeye alıştırırsınız. Bu da çocuğun bu davranışı makul ve normal görmesine neden olur. 

Çocuklar Neden Yalan Söyler

Güven problemleri nedeni ile olabilir. Örneğin çocuk yeterince sevildiğini hissetmezse dikkat çekmek için yalan söyleyebilir bu şekilde güven kazanmak isteyebilir. 

Bazen çocuklar onlara sorulan bazı sorulardan kurtulmak için de yalan söyleyebilir. 

Sadece ilgi çekmek için de yalana yönelen birçok çocuk vardır.

Kendisi ile gurur duyulmasını isteyen çocuk da bu davranışa yönelebilir.

Kimi zaman da sadece eğlence için de yalan söyleyebilirler. 

Yalan Söylendiğinde Ne Yapmalısınız

Öncelikle ebeveynler yalan söylememelidir. 

Çocuğa yapamayacağı sorumluluklar yüklenmemelidir. 

Önüne aşamayacağı hedefler koymayın.

Çocuğunuzu çok iyi dinleyin. Problem ve sıkıntılarını konuşmasına izin verin. 

Yalan söylediği zaman öfkelenmeyin onunla nazik bir şekilde konuşun. 

Çocuğunuz ile güçlü bir iletişim bağı kurun.

Psikolog Aile Danışmanı Arzu Koçaklı

Minimalizm

Minimalizm: Önemli Şeylere Dair Bir Belgesel

Netflix ve birçok internet sitesinde bulabilirsiniz.

Daha az şeyle ‘anlamlı bir yaşam’ sürmek için cazip maaşlarını ve sahip oldukları ile benzer hayat şekillerini 20’li yaşlarının sonunda isteyerek terk eden, iki eski kurumsal yöneticinin yazmış oldukları bir kitap ve belgeseli sizlere tavsiye ederim.

Kitaptan alıntı.. Çok paranın sizi güvende tutacağını sanıyorsunuz. Sorun şu ki; daha çok kazanmanın kontrolü her zaman bizde değil. Ama daha az harcamanın kontrolü bizde. Daha aza sahip olarak kontrolü elinize alabilirsiniz ve daha aza sahip olarak aslında asıl değerli olanın siz ve zamanınız olduğunu anlamış oluyorsunuz..

Depresyon Ve Biz

Kelime anlamı olarak umutsuzluk ve karamsarlığın güçlenmesi biçiminde belirtilen ruhsal bozukluk olarak ifade edilebilir. Yaşanılan depresyonun derecesi çok önemlidir. Hafif bir depresyon psikoterapi bilişsel davranışçı terapi gibi psikolojik tedavilere yanıt vermektedir. Fakat daha ağır yaşanmakta olan depresyon da hem ilaç hem de psikoterapi desteğine ihtiyaç duyulur. Depresyon bir duygu durum bozukluğudur. Bu durum birçok belirtinin bir araya gelmesi ile oraya çıkabilir. Anksiyete bozuklukları, boşanma, ebeveyn kaybı, madde veya alkol kullanımı, daha önce yaşanmış depresyon, kişilik yapısı, çocukluk travmaları, ekonomik sorunlar, hormonal değişiklikler bunlardan bazılarıdır.
Kadınlar depresyonu erkeklere oranla daha fazla yaşamaktadırlar. Ayrıca kadınlar da hamilelik dönemi doğum gibi biyolojik ve psikolojik olarak depresyona neden olabilecek özellikler vardır.
Çocukluk döneminde de depresyon gözlemlenebilir. Çocuklarda görülen depresyon belirtileri yetişkinlerde görülen depresyon neden ve belirtilerinden farklı olabilir. Örneğin çocuk depresyon sonucunda okul problemleri yaşayabilir anne babayı kaybetme korkusu yaşayabilir bu ve benzeri problemlere karşı ebeveynler dikkatli olmalıdır. Eğer çocukluk dönemi depresyonu tedavi edilmezse bu durum ileriki yaşlarda da devamlılık gösterebilir.

Depresyonun nedenleri nelerdir

Depresyonun birçok nedeni olabilir. Bunlar biyolojik genetik ve psikososyal olabilir. Çocukluk dönemi yaşanılan travmalar ile devam eden bir süreç de olabilir yetişkinlik sürecinde yaşanılan sorunlar sonucu da oluşabilir. Bazı nedenleri yazacak olursak;
Yaşanılan ayrılıklar
Hastalıklar
Çevrenin olumsuz etkileri
Aile içi sorunlar
Yoğun anksiyete
Korkular
Stresli bir yaşam

Depresyonu azaltmanın bazı yolları

İnsanlar ile olan iletişiminizi arttırın
Bir hedefiniz olsun amaçsız yaşamayın
Kendinizi mutlu etmeye çalışın
Sağlıklı yaşayın
Spor yapın
Bir şeyler yazın
Başkaları için değil kendiniz için yaşayın
Aileniz ile daha fazla vakit geçirin
Geçmişe veya geleceğe odaklı yaşamayın
Şimdiki zamanı yaşayın
Olumlu düşünün
Negatif olana değil pozitif olana odaklanın

Eğer depresyonda olduğunuzu düşünüyorsanız ve bu durum sizi çok zorluyorsa lütfen profesyonel destek almaktan çekinmeyin.

Psikolog Aile Danışmanı
Arzu Koçaklı

Çocuklarda Okul Fobisi

Okul fobisi, çocukların okuldan korku duyarak gitmek istememesi ile ortaya çıkan aslında olan bir tür ebeveynlerden ayrılma kaygısıdır. Çocuk anne ve babasının yanından gidince ortaya çıkan kaygı sebebiyle büyük zorluklar yaşayarak okula gidebilir. Okul da derslerine konsantre olamaz arkadaşları ve öğretmeni ile verimli zaman geçiremez.

Çocuklarda oluşan okul fobisinin ortaya çıkması her yaş grubunda olabilir özellikle de okula ilk defa başlayan ve de liseye yeni geçiş yapan çocuklar da sıklıkla görülebilir. Bu kaygılı olma durumu sonucunda çocuklarda psikolojik sorunlar nedeni ile fizyolojik sorunlar da görülebilir. Karın ağrısı, mide bulanması, ağlama ve yoğun kaygı duyabilirler. Aşırı kaygılı çocuklarda ayrılma kaygısı, sosyal fobi, depresyon gibi rahatsızlıklar görülebilmektedir.

Kaygılı çocuklar, okulda bulundukları sırada kendinin veya ailesinin başına kötü bir şey gelmesinden endişe duyarlar. Yeni kardeşin doğması, bir yakınının kaybı gibi durumlarda oluşabilmektedir. Özellikle de anne baba arasında yaşanan sorunlar babanın anneye şiddet uygulaması gibi durumlar da çocuk annenin yanında kalmak isteyebilir. Aile içi ölüm hastalık ekonomik sorunlar da kaygıların sebebi olabilir. Ev ortamının çok rahat olması da çocuğun okula gitmeme isteği duymasına sebep olabilir.

Okul Fobisinin Belirtileri
Ayrılık kaygısı yaşarlar
Uykusuzluk
Gergin olması
Mutsuz olması
Fizyolojik etkiler görülebilir (karın ağrısı, mide bulantısı)
Endişeli olurlar

Okul Fobisi Olan Çocuğa Nasıl Yaklaşılmalı
Okul fobisinin derecelerine göre çocuğun okula gitmeye alışması sağlanmalıdır.
Çocuk okula gitmek istemiyorsa onu anlayışlı ve sabırlı bir yaklaşım ile okula gitmeye ikna edilmeli.
Öğretmenlerin bu konuda çocuğa yardımcı olması gerekliyse aile ile iş birliği içerisinde olmalıdır.
Çocuğa okul ortamının güvenli olduğu yalnız olmadığı arkadaşları ve öğretmeninin daima yanında olduğu anlatılmalıdır.
Dikkat eksikliği, hiperaktivitesi olan çocuklarda da okul fobisi daha sık görülmekte bu nedenle aile ve öğretmenler çok dikkatli olmalıdır.
Okul günlerinde 1 saat bile olsa çocuk her gün okula gitmelidir bu şekilde devam edilmeli ve okulda kalış süresi zamanla uzatılmalıdır.

Eğer anne ve baba çocuklarının okula gitme fobisine kendileri çözüm bulamıyorsa vakit kaybetmeden bir uzmandan yardım almaları gerekmektedir. Bu şekilde daha doğru bir yaklaşım ile sorunu sağlıklı bir şekilde çözümlerler.

Psikolog Aile Danışmanı
Arzu Koçaklı

Çocuklara Ders Çalışma Alışkanlığı Kazandırmak

Ders çalışma sorunu çocuğun tüm eğitim öğretim hayatı boyunca ortaya çıkabilen bir problemdir. Ders çalışmak birçok çocuğa göre oldukça sıkıcı ve sevilmeyen bir faaliyet gibi gelir. Bu nedenle onlara eğlenceli gelmeyen bu faaliyetten kaçabilirler. Ders çalışmanın faydalı ve gerekli olduğunu bildikleri halde gereğini yapmaz çoğu öğrenci.

Öğrenciler uzun yıllar sonrası için koyulan hedefler doğrultusunda ders çalışmayı gereksiz ve sıkıcı görebilirler. Yakın zaman da edinebilecekleri kazanımlar onların ilgisini daha çok çeker. Bu nedenle uzun soluklu hedeflerden kaçınabilirler. Onlarla konuşulmalı ve gelecek hedefleri oluşturulmalıdır. Bu şekilde önlerinde bulunan büyük sınavlar için çalışmanın neden önemli olduğunu anlayabilirler.

Anne ve babaların baskıdan kaçınması gerekir çocuklarının kaldıramayacağı hedefleri onlara yüklememeleri gereklidir. Bu konuda bilinçli ve sabırlı olmaları gerekmektedir. Burada önemli olan çocuğa düzenli ders çalışma alışkanlığını kazandırmak ise çocuk günde 15 dakika da olsa ders çalışmalıdır. Bu şekilde çalışabildiğini bunun gözünde büyüttüğü kadar korkutucu sıkıcı olmadığını anlayacaktır.

Peki bunları önlemek için neler yapılabilir?

Motivasyon oldukça önemli bir başlangıç olacaktır. Çocuğun motivasyonu yüksek ise amaçlarını bilerek planlı ders çalışır.

En önemli adımlardan birisi çocuğa başarılı olabileceğini göstermektir. Ders çalışma problemi yaşayan çocuklara başarılı olacağı inandırılmalıdır.

Çocuğa ders çalışması için belli bir süre belirlenmeli ve bu süre kısa tutulmalıdır. Amaç çocuğun ders çalışmak istemediğinde bile kısa bir süre için ders çalışarak bu faaliyetini her gün tekrarlamasını sağlamaktır.

Çocuk kazandığı bu davranış sonucunda ufak ödüller ile teşvik edilebilir. Tabi ki çocuk bu alışkanlığı kazandığı zaman ödüllendirmeler azaltılarak kesilir.

Başarı gösteren çocuğa kendi başarısı ile gurur duymasını ve bunun mutluluğunu yaşamadı gerektiği anlatılır.

Ders çalışmak çocuğa sorumluluk duygusunu da öğreteceği için onun davranışsal gelişimini de olumlu yönde etkileyecektir. Bu nedenle sabırla çocuklarımıza ders çalışma alışkanlığı kazandırmalıyız.

Psikolog Aile Danışmanı
Arzu Koçaklı